Pazartesi, Mayıs 28, 2012

Eurovision Yazısı

Canım yazmak istedi. Yapmam gereken milyonlarca iş, çalışmam gereken finaller varken buraya gelmem ne de hoş. Aylar geçmiş ya. Eve gideceğim artık oley. Bu yıl o kadar yorucuydu o kadar tuhaftı ki, bitsin artık da yaz gelsin istiyorum.  


Eurovision yazımı yazayım bari. Bayadır tek eğlendiğim şey oldu. Keşke kazansaydık, seneye yerinde izlemeye giderdik ne güzel. Sadece ben mi bu kadar seviyorum, önemsiyorum çevremde bilmem ki. Şarkılar ister iyi, ister saçma olsun hiç umrumda değil, severek izlerim yıllardır. Sadece geçen yıl izleyememiştim, o da şenliğe denk gelmişti.

Şenlik dedim de, of bu şenliklerden nasıl sağ çıktım bilmiyorum. Hastalanmalar, başıma gelen çeşitli saçmalıklar, of of. Uğursuzum bu aralar.

Hatta bu uğursuzluğum Eurovision izleyeceğim gün de peşimi bırakmadı. Yurtta olmanın getirdiği imkansızlıklardan dolayı, televizyon odasında onlarca insanla cipsler çekirdekler eşliğinde işlemeye çalışıyorduk işte. Tam da Can Bonomo çıkacak, bir önceki ülke İsveç var. İşte birden televizyon bozuldu!!! Karıncalı falan ama azıcık görüyoruz. Tv odasından isyanlar, çığlıklar, of çok fenaydı. Ben de kendimi bu Eurovision işine çok kaptırdığımdan resmen moralim bozuldu, ağlayacağım. Oylamaya geçildiğinde düzeldi artık. Neyse. Oylamada da odadan bağırışlar, bize puan gelince alkışlar, gelmeyince isyanlar falan, böyleydik yani.


Kazanan şarkıyı baya beğendim, dinleyip duruyorum sürekli. Onun dışında İtalya, Almanya, Danimarka, İzlanda (her zaman favorimdir canım!) güzeldi bir de. Rusya'nın nineleri, İtalya'nın şarkıcısının Amy Winehouse benzerliği (şarkı iyiydi bak), Litvanyalı çocuğun takla atıp coşması, Arnavutluk'un temsilcisi çaaaay diye bağıran abla, Almanya adına katılan çocuğun sevimliliği (hakkını yediler onun yazııık), Yunanistan, Kıbrıs ve Romanya'nın artık bayatlamış oy toplama çabaları (yok efendim seksi kızlar, göt meme bacak falan, artık sökmüyor canlarım o numaralar). Böyle işte. Hah bir de elbette bir klişe olarak "Herkes komşusuna veriyor burada!" muhabbetleri. Eğlenceliydi bence. Bir gün şu Eurovision'u yerinde canlı izlemek istiyorum bir de. Bakalım.



Nineler sevimlilikleriyle 2. oldular yahu!


Sen ne tatlı bir şeysin ya. Hak ettiğini alamadın zaten, ilk 3te olacaktın ah. Canım.














Vallaha da benziyor işte Amy'ye.










  
Noldu canım seksilikler, danslar, kendinizi yırtmalar falan. İlk 10'a bile giremediniz. Oh.



   





                          

Şu hareketlere bak, amaçsız.













Şu çığırtkan teyze bile bizden çok oy aldı ya, neyse ben bir şey demiyorum.











Eveeet, şimdi de benim şu tembelliğimden, rahatlığımdan kurtulmam lazım ki, dönemin başında kendime verdiğim sözleri tutabileyim de dersleri iyi bir şekilde geçeyim.

Salı, Mart 20, 2012

Aslında bir konu var.

Bugün sebepsizce çok çok çok mutluydum. Evet, somut bir nedeni olmayınca daha değerli oldu bu mutluluk. Aylar sonra hava güzeldi bugün burada, o yüzden sevinmiş olmalıyım. Güneşi hissetmeyi ne kadar özlemişim tanrım, aah ah. Tabi gün içinde keyfimi kaçıran, boyundan büyük egosu olan gereksiz hocalar oldu ama, bahsetmeye değmez be. Nasıl olsa yarım dönem sonra bitiyor gidiyor hepsi. Şu anki huzurumu biraz da dinlediğim şarkılara borçluyum belki de.
Misread by Kings of Convenience on Grooveshark

Ciddi kararlar alıp onlara sadık kalmaya çalışıyorum. Mesela, sınav tarihlerini yazdım güzelce, tam da gözümün önündeki panoya yapıştırdım. Peki ya ders çalışmaya başlar mıyım şimdiden, ı ıh, hiç sanmam. Bir de, yediklerime dikkat edeceğim. Edebildiğim kadar, meheh. Haftada bir kez spora gidiyoruz mesela, a-ha, bu da var önemli kararlarım arasında. Çok kararlıyım evvet. Ders de çalışacağım elbette.

Bir süre içinde bulunduğum saçma ruh halinden beni kurtaran şeyin baharın gelişi olması ne de güzel değil mi? Geçen hafta; uzun zamandır, belki de birkaç yıldır düşünmediğim bir şey geldi aklıma: belki de bir psikologa ihtiyacım olabileceği. Tabi sonra bu fikri kovdum hemen aklımdan. Aslında psikoloji seçmemin asıl nedeninin bütün bu psikologlar, terapiler, kişisel gelişim saçmalıkları gerçekten de işe yarıyor mu diye merak etmem olduğunu düşündüm bir de. Çünkü içten içe içe yaramamasını umuyorum ve "hiçbir şey nasıl olsa değişmeyecek" mantığımı kesinleştirmek istiyorum belki de. Hem zaten 20 yıl olmuş sorunlarım birbirinin üzerine eklene eklene büyüyeli. Bütün sorunlar oluştuğu zamanda halledilmeliymiş; o zaman daha acısız, daha çözümü mümkün oluyormuş demek. Nerden aklıma geldi bu ya. Of.

Depresif değilim şu an, gerçekçiyim. Biraz da mutluyum. Aldığım kararlar küçük şeyler olsa işe yarıyorlar bazen.

Aylardır yazmadım ya, bugün bir heves geldi ve yazmak istedim. Birkaç zamandır yaptığım şeyler bunlar işte. Yeni döneme alışmak, havaların ısınmasını beklemek, kendimi eleştirip durmak falan. Haa bir de, bu cuma Yasemin Mori geldi Odtü'ye. Çok güzeldi zaten o gün. Canlı görmek istediğim insanlardandı hem. Ne güzeldi. Ne enerjik, ne sempatik bir insanmış ya, yerim. Aaa, ben bir de Madonna'ya gideceğiim! Hadi bakalım! Pek gerçekçi gelmiyor şu an, çünkü bir aksilik olur diye korkuyorum. Sevgili okulum umarım bir sınav koyup bir ömürlük küfür yemez benden. Bir de, yapacak işimiz olsun diye kendimizi seminlerlere, etkinliklere vermeyi düşünüyoruz. Bakalım bu karar kalıcı olacak mı? Yapacak çok şey var. Bir yerden birşeylere başlamak gerek galiba dimi. Evet.

Gitmeden bu şarkıyı da koymak istedim.
Kuzgun by Yasemin Mori on Grooveshark

Perşembe, Ocak 26, 2012

Ne desem.

Ne desem, ne desem. Canım yazmak istedi çok. Aylar sonra bir kitap bitirdim. Mutlu oldum. Keşke daha sık yapsam bunları. Çok tembelim ben. Tatilim de çoğunlukla odama kapanıp aynı şarkıları defalarca dinlemekle, facebookta aynı insanları, aynı paylaşımları, aynı saçma, gerkesiz şeyleri görmekle geçiyor. Annemler onlarla az vakit geçirmeme yakınıyorlar. Onlarla oturunca yaptığım tek şey izledikleri saçma dizilere söylenmek oluyor zaten. Farklı ne mi yapıyorum? Ojelerimin rengini değiştiriyorum. Dışarı çıkacağım günler güzelce hazırlanıyorum bazen. Buluşacağım kişiye göre değişiyor bu hazırlık işte. Gülmek için mizah dergileri alıyorum ama çoğu zaman beklentilerimi karşılamıyorlar. Keşke bir kardeşim olsaydı dimi. Belki o yüzden bazı insanları kardeş gibi benimseyip birşeyler paylaşma ihtiyacı duyuyorumdur. Tek başınayken eğlenemiyor insan çünkü. Eğlenmek için kalabalık lazım. İki kişi bile kalabalık sayılıyor bazen hem. Mutlu olmak içinse pek gerek yok, onun için sevdiğin kişiler yanında olduğunu hissettirmeli sana o kadar. Hissedemediğinde nolur ki? Bakarsın telefona, hiçbirşey gelmemiştir. Uyuyor da olamaz ki, napıyor acaba dersin. Meşgul olmalı. Bazen bir arkadaşını aramayı unutursun, önceki gün söz verdiğin halde. Mühim değil, belki o da meşguldür hem. Neden bu kadar başka insanlara odaklıyorum ki kendimi? Bu konuda düşünmeyeceğim şu an, boşver. Başka ne var?

Mesela güzel bir şarkıyı ilk dinlediğin günü hatırlarsın onu her duyduğunda. İşte bazen sırf bu his için yaşlanmayı istiyorum. En sevdiğim şarkıları duyayım ve, ah gençliğimi hatırlatsın bana. O an şimdiki halimden ne kadar uzakta olurum, geçmişimi anımsar mıyım, ne hissederim? O his. Çok merak ediyorum. Bir de bunun eskiden gittiğin bir mekana uzun zaman sonra gidip geçmişi anımsama versiyonu var, benziyor buna. O da güzel birşey, evet. Yaşlanmak güzel olmalı, birsürü anı var elinde çünkü.

Keşke saatler bu kadar hızlı ilerlemese, uykum gelmese de birsürü film izleyebilsem. Hıım, şimdi izlemeye başlarsam 2 saat sonra biter ve şu saatte yatarım. Yok, çok geç; en iyisi dizi izliyim ben. Ama sitcom olmasın, kim gülecek ona şimdi. Gülmek için keyifli olmak gerek çünkü. Keyifsizken gülemem ben. Oysa sitcomlarım amacı bizi güldürmek değil mi? Güldürmüyorsun işte. Benim gülmek için bulduğum bahanemsin sadece. Youtube'daki o komik videoları da bu yüzden izliyorum zaten. Dünyanın en amaçsız işi dimi. Biliyorum. Aynı şekilde mutsuz şarkıları da daha da mutsuz olmak için dinliyorum. Napayım, kendimi oyalıyorum sadece. Bunu da kendimi oyalamak için yazdım. Dizi izlemek için de geç oldu bak. Kitap okusam ne de güzel olur. Öyle işte.

Salı, Ocak 17, 2012

o değil de, cidden çok soğuuk!

Ne kadar da uzun zaman olmuş yahu. Gerçi arkadaşım hatırlatmasa, yaz yaz diye ısrar etmese unutacaktım belki. Tamam geldiim, al mutlu musun?
İlk dönem bitti resmen. Son sınavımızın hatrına öyle bir kar yağdı ki, kendimi yerlere attım, ellerim donasıya kadar kartopu fırlattım insanlara. Havanın bu kadar soğuk olması normal mi ama yaa! Tamam karda debelenmek iyi, düşmek, kaymak da; ama özenerek giyinip dışarı çıktığında bunlar başına gelsin istemiyorsun haliyle. Bir de ben, dün hayatımda ilk defa karda kaydım. Ehehe, çok güzel bişeymiş. Şu an bazı bölgelerimde acılar hissetsem de, sonuç olarak değdi.

İlk dönem diyordum, hemen son gününe geldim bak. Güzeldi ya. Alışma çabaları, yeni arkadaşlıklar, iyi insanlar, çoğu şeye gülerek geçmeler, saçma sapan eğlenceler, öte yandan da gidilmeyen dersler, sevilesi veya öldürülesi hocalar ve küfredilen ödevlerle dolu bir dönem geçti. Hazırlık kafasından kurtulduğum için öyle mutluyum ki. Ne saçma sapan bir yıldı allahım o ya! Neyse.

Bu dönem cidden eğlendim ama ya. Hem sınav, ödev kaygısı olmadan amaçsızca internette dolanmak ne de güzelmiş. 1 ay boyunca bundan sıkılacağım biliyorum ama, sıkılmayı bile severim bazen.

Ah yazmayalı çok olmuş. Ama yine de söyleyecek bişey bulamıyorum ki. Sınavlar bitti evet, ama eve gitmeme daha 2 gün var. Özledim ya evi de. Yurt odasında karanlıkta oturmuş, dersi ve sınavları olan oda arkadaşlarımı uyandırmamaya çalışarak oturuyorum burada böyle.

Bayadır dinlemiyordum, nasıl özlemişim ama.

Turn by Travis on Grooveshark

Salı, Kasım 08, 2011

bayram falan.

Bu bayram sanki gerçekten bayrammış gibi hissediyorum uzun zaman sonra. Artık eve gidip okula geri dönmeye alıştım gerçi. Ama hala, aynı ülkede iki şehrin bu kadar farklı iklimlere sahip oluşuna inanamıyorum. Sadece tişörtle çıktım dışarı bugün ya, ne güzel bir his bu anlatamam. Bir de dönüşte sınavlar var ki of of of. Ders çalışmam gerekiyor, artık şu hazırlık mantığından kurtulmalıyım, ama öyle tembel bir insanım ki derslere bile gidesim gelmiyor.
Bundan sonra her ay bir yazı yazacağım galiba, artık burası da işlevsiz bişeye dönüştü napiyim.
Aman, öyle işte. İyi bayramlar deyip gideyim. Keyifsiz yazdım gibi biraz, ama aslında mutluyum baya. Eh işte, her şey yolunda.

Cumartesi, Ekim 01, 2011

Ekim gelmiş.
Mutlu olmam gerek değil mi? Uzun zamandır odamda tek kalamıyordum, iyi oldu bu. Bu yaz bir sürü şey yapacaktım ben. Güya. Yalan oldu tabii. Sıkıcı bir yaz tatili sayesinde okulun açılmasına seviniyorum en azından. İlk hafta geçti hatta. Herşey güzel görünüyor orası öyle de. Derinlere inip düşününce keyfim kaçıyor yine. Sanki bu yıl insanlarla aram kötüleşecekmiş gibi geliyor. Umursamak istemiyorum ama olmuyor. Bölüme geçtiğimiz için herkesin boş zamanı farklı, herkesin arkadaş çevresi farklı yönlere kayıyor. Geçen yıl kimseden kopmamak için çok uğraşmıştım. Artık yoruldum ama.

Havaların soğuması üzerine konuşmalı mıyım ki? Ankara'nın soğuğunu unutmuşum ben. Geldiğim ilk gün hasta olmama ne demeli. Şimdi iyiyim de, üşüyorum sadece.

Cuma, Ağustos 12, 2011

oleyoley.

Allağııım şu an çok mutlu oldum bak. Şimdi şöyle bir şey oldu. Mtv'ye can kurban be heheyt.  Şimdi anlatıyorum. Mtv haftasonunda Chillout Zone varmış. Ben de görünce aa ne güzel hoş dedim, sevindim falan. Vee, o anda arka planda geçen videolardan biri dikkatimi çekti. Yıllaar önce izlediğim, ve klipteki görüntülerden başka hiçbirşey hatırlamadığım o videoyu gördüm. Allahııııııım, nasıl mutlu oldum o an anlatamam. Yıllarca kimdi bu, neydi diye diye dolandığım video klibi buldum sonunda. Üstüne üstlük gayet de sevdiğim bir şarkıymış. Hay ben bu aklıma. Klibini izlemek hiç mi aklıma gelmedi bee! Neyse, ehehehy, böyle ufak tefek birşeyden coşku yarattım birden.

İvit buydu klip. Allahım ya o zaman da bu kadın ne şeker biri, klip de ne güzel diyordum. Yerim senii ben Regina. Canııığm.


regina spektor - Fidelity   Warner-Music
  
Gitmeden de şunu diyeyim. Hani uzun süre tek bir şarkıya takılıp kalırsınız ya, işte ben onu bu aralar Adele'in Set Fire To The Rain'iyle yaşıyorum. Gerçi albümündeki bütün şarkılar ayrı ayrı günlerce dinlenecek cinsten güzel, onları da tek tek yazmayayım şimdi. Bir de geçenlerde d&r'da bağıra bağıra Someone Like You'ya eşlik etmişliğim var, o da ayrı bir konu. Allahım, o şarkı, ne hüzünlü ne mükemmel bir şarkıdır. Aah ah. İnsanın aşk acısı çekesi geliyor o derece. Dünyanın en mutlu insanı olsan da, birden hüzünleniyorsun. Öyle işte. Son olarak da, bu kadının sesi gerçekten haarika.

Ay, ondan da bir şarkı koyayım baari. Of of, çok güzel bu ama ya.




Böyle müzik dolu bir yazı yazıp gideyim ben. Lalalaa!

Salı, Ağustos 09, 2011

Bugün neredeyse böyle ağlayacaktım. Otobüs denen şey gelmez mi yarım saatte yaa. Ankara'nın düzenli ulaşım sistemine kurban be. -Melih Gökçek'e rağmen, evet- En azından adamlar internet sitesi yapmış, hangi otobüs kaç dakikada geliyor, nereden ne zaman kalkıyor yazmışlar işte. O derece sinirlenmiştim be, oh rahatladım şimdi.

Salı, Ağustos 02, 2011

öyle gibi.

Dolaptan çıkardığın su bir kaç dakika sonra içilemeyecek kadar sıcak olur ya, sen de buzdolabına gidip yenisini almaya üşenirsin ve susamış bir şekilde oturursun, işte yaz da tam olarak bu demek. Ya da durakta dakikalarca bekleyip başına güneş geçtikten sonra nihayet binebildiğin klimalı halk otobüsünden hiç inmemeyi istemek. Bacaklarındaki kızarıklıkları deli gibi kaşırken sineklere küfretmek ya da. Ama yine de fark ettim ki, ben Antalya'dan biraz ayrı kalsam dahi özlüyorum.

Doğum günümle ilgili birşey yazmamışım. Gerek de yoktu ki, büyümüş değilim sanki. Hem insanlar beni hala 16 17 yaşında zannediyorken ben de kendimi hala küçük bir ergen olduğuma inandırayım dedim. Yaşımı soranlara 17 mi desem ne? Sanki yalan söylemişim gibi bakmıyorlar mı bir de. Of of.

Telefon almam gerek, ama ne alacağım konusunda günlerdir kararsızım. Önümde birsürü broşür falan, stres yaptım resmen.

Bir de Amy Winehouse'a üzüldüm. Hem de doğum günümde ölmüş. Şöyle birkaç güzel şarkı daha yapsaydı da dinleseydik dimi. Neyse, umarım şimdi huzur bulur.
Ama ama, bu şarkı çok çok iyiydi yahu.

Cumartesi, Temmuz 02, 2011

Bazen istediğimiz şeyleri istediğimiz anda elde edemiyor olmamız ne kötü değil mi? Birileriyle birlikte olmak isteriz, ama onlar yoktur yanımızda. Başka yerlerde olmak isteriz bazen, olmamızın imkanı yokken. Ya da çok beğendiğimiz bir giysiyi, kitabı gördüğümüzde paramız yoktur, alamayız. Paramız varken de o çok aradığımız şeyleri bulamayız. Kimseyle konuşmak istediğimizde insanlar aniden bizle ilgilenir, ilgi istediğimizde ise bizi takan olmaz mesela. Böyle sürer gider bu. Aklıma geldi birden.

Cumartesi, Haziran 25, 2011

Tatil modu.

Merhaba. Böyle diyerek giriş yapmayı çok seviyorum. Hazırlığı geçmişim amman ne de hoş. Ah bir de muaf olabilseydim. Neyse artık. Tatil mayışmasına başladım bile. Sonunda bugün denize gidebildim leleleley. Öyle bir abartmışım ki güneşlenmeyi falan, şu an kırmızı oldum denebilir. Olsun mutluyum böyle çook. Klasik yaz aktivitelerim işte. Değişik birşeyler de yapmak lazım ama ama. Tatil bölgesinde yaşamanın kötü yanlarından biri de şehir dışına tatile pek çıkmamak. Ne de olsa deniz güneş dibinizde.

Mutlu olasım geldi şu an evvet. Şu Jessie J denen kızın şarkısını söyleyip duruyorum "its not about the money money moneey" diye. Dinlediğim saçma şarkıların haddi hesabı yok.

Acaba ben de mi oje blogu açsam. Böyle sürerim, değişik tarzlar yapıp fotoğraflarını koyarım falan. Naıl özeniyorum öyle insanlara aah. Aman kim uğraşacak şimdi. Hem bu işi Gamze'yle birlikte yapmak en güzeli olur hehey.

Canım boş boş konuşmak istedi burda da. E şimdi de gideyim artık.

O zaman haydi hep berabeer, "we just wanna make the wooorld dance, forget about the pricee taag!"
Of of allahıım nolacak halim benim böyle?
"Yeeeey!"

Cumartesi, Haziran 18, 2011

breathe me.


Az önce onunla konuşunca fark ettim; ben bu yılı çok boş geçirmişim. Hani üniversiteyi kazanmanın verdiği rahatlıktan mıdır bilmiyorum, bütün bir yılım özetle etrafımdaki insanları tanımakla ve saçma sapan işlerle uğraşmakla geçti. Ne adam gibi oturup ders çalıştım (ki bir hazırlık öğrencisinin çalışacağı şey nedir ki şunun şurasında), ne topluluklara üye olayım dedim, ne bir aktiviteyle uğraştım falan filan. Doğru düzgün kitap okumadım, bütün yıl saçma sapan boş şarkılar dinledim, boş filmler izledim durdum. Sürekli birşeylerden sıkıldım ama yapacak başka bir uğraş da bulmadım kendime.


İnsanlar sürekli değişiyor, kendilerine yeni şeyler katıyor ama ben nedense hep aynıyım, hep stabilim. Sevdiğim grupların yeni albümleri çıkıyor mesela, merak edip de dinlemiyorum bile. Ya da ne bileyim, yakın olduğum arkadaşlarım yıllardır aynı insanlar. Bu durumdan şikayetçi olduğumdan değil tabii, aklıma geldi öylesine. Kaç yıldır saçlarımı aynı şekilde kestiriyorum falan. Bugünden itibaren değişeceğim demiyorum, yapmayacağımı biliyorum çünkü. Hem çok da gerek yok hani. En azından eski halime döneyim, bu bana yeter.


Bu yaz kendimle ilgilenecek çok zamanım olacak biliyorum. O yüzden çabalayacağım. Bu yazı da uzun zaman sonraki ilk mutsuz yazım olsun. Bir daha da böyle saçmalamayayım. Bir de uzun zamandır dinlemediğim bir şarkıyı dinleyeyim ve yatayım şimdi.

 

Cumartesi, Haziran 11, 2011

Merhaba. Ne kadar güzel bir gün. Antalya'dayım, evimdeyim. Bütün eşyalarımı geri getirmek ne işkenceymiş. Babamın bile kaldırmakta zorlandığı bir bavulum vardı ve onu taşırken Ankara'ya, bavuluma, o anda bastıran yağmura ve aklıma gelen herşeye küfrediyordum. Bütün otobüs yolculuğu boyunca oturduğumuz yerde dans edip, Devlet Bahçeli videoları izleyip güldük Gamze'yle.
Okul henüz bitmedi, bitemedi bir türlü. Tek bir sınav kaldı gerçi. Yazın tamamen gelmiş olması beni çok mutlu ediyor. Yaz insanıyım ben, sıcakta bunalmaktan falan hiç şikayet etmem inanın.
Artık blog yazmak tarihe karıştı gibi. İnsanlar artık tumblr'da, twitter'da falan yazıyor. Hem ben de uzun aralıklarla yazıyorum artık. Anlatacak birşey de bulamıyorum işte. Böyle.

Pazar, Mayıs 01, 2011

Bayadır yazamamışım. Sadece bunu değil, yapmayı sevdiğim çoğu şeyi aksatıyorum. Günlüğüme yazmıyorum, müzik dinleyemiyorum pek, kitap da okuyamıyorum. Bu yıl benim için çok boş geçiyor galiba. Yazın gelmesini yine çok çok fazla istiyorum. Ama bu sefer daha da çok işte.
Keyfim yok pek. Bu kadardı yazacaklarım.

Pazar, Nisan 03, 2011

sıkıntı.

Şu 2 günü nasıl atlattım bilmiyorum. Sonunda bütün korkularımı aşıp yirmilik dişimi çektirdim. Sandığım kadar kötü değilmiş ama ya. Önceki gün halsizlikten ölecektim, asıl o kötüydü. Dün tek başıma gidip çorba içtim. İçemedim bile denebilir. Neden bilmiyorum ama bu aralar yalnız hissediyorum kendimi. Hiç keyfim yok, sadece uyumak istiyorum. Günlerdir Radiohead dinliyorum, durumum pek iyi değil bence. Dün annemi arayıp telefonda ağladım hatta. Yakın bir zamanda gelecek beni görmeye. Geçirdiğim günlerden sıkılma ve Antalya'yı özleme faslım başladı sanırım. Hem orda havalar ne güzeldir şimdi. Bir yerlere gidesim var öf. Neresi olduğu hiç önemli değil.

Cuma Kitap Fuarına gittik. Sonucunda şu an parasızlıktan sürünüyorum ama olsun, değdi. Almak istediğim çoğu kitabı aldım, mutlu oldum.

Öyle işte. Sıkılıyorum biraz. Yaz gelsin artık ya.